CEVAT ÇAPAN - Kemah'ın Evrensel Ozanı

Anasayfa » Kemah'ın Örnek İnsan Değerleri » CEVAT ÇAPAN - Kemah'ın Evrensel Ozanı
share on facebook  tweet  share on google  print  

CEVAT ÇAPAN - Kemah'ın Evrensel Ozanı

"Kemah'ın Örnek İnsan Değerleri" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
CEVAT

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

       





      Kemah'ın Evrensel Ozanı
      Şair, Çevirmen ve Akademisyen, Cevat Çapan

     
      Cevat Çapan, şair, çevirmen, akademisyen ve daha bir çok özellikleriyle Türk Edebiyatında seçkin bir yere ve haklı bir üne sahiptir. Daha çok dünyanın farklı coğrafyalarından yaptığı şiir çevirileriyle tanınsa da; O 

        Düşlerim sılamdı benim, 
       sağımda Sultan Melik
       Solumda Fırat akar
       doru kısrak üstünde
       Munzurları aşardım.

diyerek; düşlerindeki dünyayı, Fırat gibi akarak Umman’a, doru kısrak üstünde Munzurlardaki “bıldır yağan kar” lara el sürerek kuzey rüzgarlarına bırakan bir şair'dir. Yerelden evrensele, gelenekten modernizme gidişin en masalsı ve en sahici yoludur onun şiiri. Çapan’ın şiiriyle gezdiğiniz hiçbir yer yabancı gelmez size, tanıdık yüzlerle selamlaşırsınız farketmeden...

      “ – Gollik Mustafa’yla Bordolino Tepeleri’ne ve Galway’e aynı rahatlıkla süzülüyor dizeleriniz. Yaptığınız göndermeler şiirlerle bütünleşen parçalara dönüşüyor. Sanki şiirinizin sonunda masalcının masalının sonunda varacağım yerde derken bir şairinde ulaşacağı son yerdesiniz. Derin bir birikimin yalınlık ve bilgelikle bütünleştiği yerde. Bu anlamda ilk kitabınızdan bu yana kendi şiirinize baktığınızda ne hissediyorsunuz?

      - Gollik Mustafa gerçek hayattan biri. Bir akraba. Kemah’ın, eski adıyla Pekeriç köyünden, gerçekten o köyün muhtarı olan amcamın dünürü. “Pencereden kar geliyor” ilk ondan duymuştum. Belki altmış yıl önce. Gollik sanırım “parmaksız” demek. Olay belki de Sarıkamış’ta geçmemiştir. Onu ben yakıştırdım. Sözü edilen ceviz ağacınıda oraya babam dikmiş, Havana’ya gitmeden önce. Bordolino Tepeleri’ne, Galway’e ise ben gittim. (Hakan Savlı - Cumhuriyet Kitap Eki)“  

      Cevat Çapan’ın şiiri kendi deyimi ile “Tenhalarda söylenmiş, gürültüsüz patırtısız şiirlerdir.” Bu birazda çevirisini yaptığı ozanların seslerine karışmadan “Bir keklik serinliğinde” dağlara tırmanırken; “Fenikeli martılar” gibi özgürce uçmaktır adalar üzerinde...

     Cevat Çapan’ın şiiri üzerine çok şey söylenmiş ve kuşkusuz daha çok şey söylenecektir. “O gösterişsiz hüzün’ün şairi” olduğu kadar  “şiirle resim yapan şair”dir de. “Umut gemisinin kalender kaptanı” olduğu kadar “yolunu yitiren ozan”dır da.

     Ancak bizim bu yazıda asıl dikkat çekmek istediğimiz husus Cevat Çapan'ın sılayı, Anadoluyu konu edinen şiirleri ve o şiirlerini besleyen sıra dışı öyküsüdür. 
 
Çünkü bu öyküsünde ve şiirlerinde payımıza düşen çok şey var. 
Erzincan’dan Kemah’tan bir de Pekeriç’ten...


      BANA DÜŞLERİNİ ANLAT

     İstersen bana düşlerini anlat,
     istersen sus sabahın sisli alacasında
     yollara düşerken tökezlediğin,
     dağ yamacındaki çiçekleri kokla
     ve başla gene de anlatmaya
     suyunu içmeye eğildiğin
     o keklik pınarını, uykulu kanatlarıyla
     havalanan kuşları…

     Bir ince marangozdun sen Pekeriç
        kuytusunda,
     uzakta su değirmeni,
        yatağın toprak damda,
           düşlerinde bıldır yağan kar.
     Haydi bir cıgara sar şimdi
        nasırlı parmaklarınla
     ve bana düşlerini anlat;

     “Ah o bulutsuz gökyüzü, o çırpıntısız deniz,
     kumsalını, kayalıklarını uzaktan görebildiğimiz
     ada!”

       Geçen yüzyılın başında bugünkü ismi Hakbilir olan Pekeriç köyümüzde, "Bir ince marangoz" un serüven dolu yolculuğunu oğlu Cevat Çapan, 28. Tüyap İstanbul Kitap Fuarı için hazırlanan ve hayatından kesitler anlattığı “Uzaktan Yakına Cevat Çapan” adlı kitapta ayrıntılarıyla şöyle anlatıyor. 

      " Yıl 1884... Anadolu’nun doğusunda, Erzincan Kemah’ın Pekeriç köyünde, yazgısındaki uzun yolculuktan henüz habersiz olan Ethem Bey dünyaya gelir. Osmanlı İmparatorluğu henüz ayakta, II. Abdülhamit tahttadır. Bu köyün sonraları Ethem Bey’in yazgısının ‘yolu’nu çizecek bir geleneği vardır: İstanbul’a ekmek parasını çıkarmaya giden aile büyükleri orada bir iş kurunca, ailenin büyüyen çocukları ya da daha genç olanları da gurbette gider, bir yıl çalıştıktan sonra yine köye döner.

       KEMAH’TAN AMERİKA’YA

      Köyün gelenekleri gereğince Ethem Bey de yaşı kemale erdiğinde Pekeriçli Ermeni arkadaşlarıyla İstanbul’un yolunu tutar. Önce Erzincan’dan Trabzon’a geçerler, oradan da vapurla İstanbul’a. İstanbul’a gitmek için yola çıkarken niyeti kendisinden önce İstanbul’a giden babasıyla çalışmak sonra da Pekeriç’e dönmektir. Yolculuk uzun, muhabbet boldur. Arkadaşları ona İstanbul’dan bir yolunu bulup Amerika’ya gitme ve zengin olma düşlerini anlatır. Onun ise aslında aklının ucundan bile geçmez Amerika. Ancak evdeki hesap çarşıya uymaz. Babasıyla anlaşamayınca o da Amerika rüyasının peşine düşer.
 
      İşte Cevat Çapan’ın babasının kıtalararası yolculuğunu başlatan bu rüyadır. Yıl 1904 olmuştur artık. 20 yaşındaki köylü genç para biriktirip, kimseye çıtlatmadan yola koyulur. Ne var ki Amerika’ya gidecek ‘en kestirme’ yolu bilmez ve yolunu izini bilmediği Amerika’ya gitmek için kendince bir güzergah çizer.
     
      İlk istikamet Pire’dir, sonra Trablusgarp ve Tunus... Sonra da altı ay kadar kalacağı Cezayir. Ethem Bey’in haritasına göre Afrika’dan Amerika’ya ulaşmak için önce Avrupa’ya gitmek gerekir, o da Marsilya’ya uğrar. Amerika hâlâ koca bir okyanus ötededir. 

       24 YILLIK MACERA
    
     Kaderin bir cilvesiyle midir bilinmez; Marsilya’dan yola çıkan vapur onu Kuzey Amerika’ya değil, Güney Amerika’ya -Surinam’a- götürür. Burada onu kaybolduğu ormanlarda vahşilerle karşılaşmak gibi, serüvenin binbir çeşidi bekler. Bir sonraki durak ise Santiago’dur. Santiago’da altı yıl bir fabrikada bahçıvan olarak çalışıp İspanyolca öğrenir. Yolculuk burada da sonlanmaz, son durağı Havana’dır. Çapan’ın babası İstanbul’a dönüş yolunu tutacağı 1928’e kadar burada yaşar. Denizleri, ülkeleri arşınlayan Pekeriçli genç, tam 24 yıl sonra memleketine döner.

     Cevat Çapan’ın şu dizeleri babasının Doğu Anadolu’nun bir köyünden Küba’ya uzanan bu serüven dolu yolculuğunun anılarıyla yüklüdür:

     Bir köylü, imparatorluğun payitahtında.
     Bir kaçak, Cezayir zindanlarında.
     Bir yolcu, Marsilya’dan.
     İkinci Abdülhamit’in padişahlığında
     Kalkıp Havana’ya giden babam.

     Çapan’ın babası İstanbul’dan ayrılırken 20 yaşındadır, döndüğünde ise 44. Yola çıktığında Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtında II. Abdülhamit oturur, döndüğünde ise Türkiye Cumhuriyeti kurulalı 5 yıl olmuştur. Annesi babası hâlâ Pekeriç’te köydedir, kardeşi ise Darıca’da fırın işletmektedir. 

      Çapan’ın babası da o fırının başına geçmek için Darıca’ya gider. Girit’ten mübadele ile Darıca’ya gelen, karısı ölünce dört kızı, üç oğluyla Türkiye’ye yerleşen bir ailenin kiracısı olur ve bu ailenin kendisinden otuz yaş küçük kızıyla evlenir Ethem Bey. 

      Darıca’dan Hüdaverdi motoruyla gidilen Eskihisar, fırının üstündeki gaz lambasıyla aydınlatılan ev ve anneye dair anılar da babanınkilerle iç içe dizelere kaydedilir Cevat Çapan tarafından:

     Çok gezdim, az yaşadım
     zamanla yarışırken
     annen daha çocuktu
     Girit’ten bir mübadil
     Rumca şarkı söyleyen."


     Cevat Çapan'ın şiirlerini okuyunuz, okuduğunuzda çıkacağınız yolculuğun ilk durağı Kemah olacaktır, Erzincan olacaktır... 

Sağınızda Sultan Melik dururken, solunuzdan Fırat
 akacaktır...

Ve bu şiirleri okudukça Cevat Çapan'ı ve şiirini daha çok sevecek, insan sıcaklığını yüreğinizde hissedeceksiniz.



      Abdullah Bozdemir
     Kemahkalesi.com




     Cevat Çapan
    18 Ocak 1933’te Cevat Çapan Darıca'da dünyaya geldiğinde Ethem Bey 48 yaşındadır. Oğluna düşkündür, yalnızca anılarıyla düş gücünü beslemekle kalmaz, onu yanından hiç ayırmaz. Ethem Bey’in arkadaşlarıyla rakı sofralarındaki sohbetlerde bile baba-oğul birliktedir.

   Yıllar geçer, Cevat Çapan Darıca’da ilkokula başlar. Okuma yazmayı öğrenince kitap okuma sevdası da baş gösterir. En çok Hz. Ali’nin ‘cenk’lerini okur, sonra “Tahir ile Zühre”, “Yusuf ile Züleyha” gibi halk hikayelerini. Bir de anne ve teyzesine okuduğu, dönemin ünlü yazarları olan Kerime Nadir’in, Güzide Sabri’nin, Muazzez Tahsin’in, Esat Mahmut Karakurt’un romanları vardır.


Devamı...




 













Erzincan Erzincan

Cimin, Cencige, Hah -
köylerde dolaştık bütün gün,
Üzüm yedik bağlarda, buğulu,
bir başka dilde konuştuk.
Soluyan atlarımızla girdik geceye,
düşlere durduk.


Pencereden Kar Geliyor

Gollik Mustafa diye biri
Muhtaramcamın dünürü,
kaymakam ne zaman köye gelse,
cevizin altına masa kurulsa,
Gollik sofranın bülbülü.
Kaymakam ehlikeyf adam.
Muradı türkü dinlemek
bir elinde kadehi.
Muhtarda ne ses, ne kulak,
türkü de Gollik'in işi.
Çöküp dünürünün yanına,
attımı elini kulağına,
bozlağın, hoyratın türlüsü,
Gel gör ki Gollik'in eli parmaksız;
askerken Sarıkamış'ta,
cıva düşmüşken eksi otuza,
donmuş dökülmüş her biri.

Şimdi ne zaman otursam,
bir cevizin altına,
gözümde Gollik'in parmaksız eli,
kulağımda bir yanık türkü.


Erzincan'dan Kemah'tan

Nerede mi kalmıştık?
Elbette loş koynunda
çalgılı bir kahvenin,
zaman nasıl bir zaman
sonra kaç mevsim geçti.

Denizi ilk gördüğümde
ağzımda peksimet küfü,
tabakamda tömbeki.
Hey benim Nazim Dayım
Kars'a giden içerken.

Sonra o uzun sürgün
çöllerde, Amazon'da,
adımı da unuttum
"Şen Dul"u seyrederken,
gençliğim orda kaldı.

Dışarısı New York'tu
ne güzel kar yağıyordu,
İçerde "Potemkin"le
"Dünyayı Sarsan On Gün"-
Kars'a gidelim, yeğen!

Çok gezdim, az yaşadım
zamanla yarışırken
annem daha çocuktu
Girit'ten bir mübadil
Rumca şarkı söyleyen

Düşlerim sılamdı benim,
sağımda Sultan Melik
solumda Fırat Akar
doru kısrak üstünde
Munzurları aşardım.

Sonra İstanbul oldum
her yanım darmadağın
bir gün Gülhane Parkı'ndaymışım
bir gün Burgaz'da dalgın
her yanım darmadağın.






BANA DÜŞLERİNİ ANLAT
Toplu Şiirler (1985 - 2009)
YK Yayınları

 

 


Tür : Kültür - Sanat Tarih : 01.07.2012
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Araçlar
       
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this